O gün keyifsiz, yorgun ve negatifti. Bir iki gecelik sağlıksız ve az uykuya ek olarak şehir trafiği ve insanların mantıksız bencilliği onu bu hale getirmişti. Aklında bir yerlerde bir ses ona hep ”Rahat ol, akışına bırak.” diyordu fakat olamıyordu ve bırakamayacaktı.
Her şey içinde birikecekti. Her yerden insan yağacaktı ve bütün alanına tecavüz edeceklerdi. Hatta o kadar kalabalık olacaklar ki habitatı sıkış tıkış bir duruma gelecek idi.
Hepside hiç bir mantığa ve yarara sahip durumdan uzak duran, hep banacıl bencilliklerinden dolaylı olarak yıllardır hem kendilerine hemde çevrelerine zararı zerk etmişler ve rahatsızlıkla süslemişlerdi.
Bağırınmak, çağırınmak, hatta bir gazetede yazıların yaratıcısı olmak, bildirilere dağıtıcılık yapmak geçiyordu. Bu istek zamanla beraber vali olursa büyükşehirin içinde yaşamak için vizeyi zorunlu kılmaya kadar gelir.
O kadar rahatsız olmuştu da türkçe grameri ile kelime dağarcığı için karmakarışık doğru zarf olurdu.
Kuruyor olduğu her cümlenin ortasından el sallayan boşluklar düşüncelere benzer şeylerin doğuşunu sağlıyor, o an için en pratik durumda bulunan ismin hallerinde bir değişim gözleniyor ve kurmuş bulunacağı cümlelerin düşüncesinden korktu.
Ağzına şöyle bir cümleyi büyüttürttü…
Yeter! Biraz da kendimi eleştirmek istiyorum. - µ