Bardakta duran kalp şeklindeki buzumla ve kıçımdaki dikişlerle mutluyum. Kanıma yeni kaynayan alkol molekülleriyle hafifmeşrep yaşıyorum.
Çokta takmıyorum… Geleni… Gideni… Gireni… Çıkanı… Çakılanı… Yükselenini veya Ay burcunu.
Ne olduysa oldu. Göktaşları çarpar Ay’ın yüzeyine..
Ben hala yollara baktığımda scooterıyla ön kaldırarak rıhtıma inen motorsikletçileri gördükçe, takmıyorum pek. Geleni… Gideni… Çarpanı… Giydireni… vs… vs…
Terkedilmiş eski bir binanın önünde böyle düşünürken nedense esti kafama ve diktim şişeyi biraz daha.
Havadan sudan düşündüm. Kuru ayaz ve yağmurlu günlerin arifesindeyiz diye.
Ah keşke dertlere gömülü olsamda üzülmesem etrafımdaki insanların dertleri için. Kalp şeklindeki buz vururken bardağa kulağım kayıyor arka odamdaki telefon konuşmasına.
Ama pekte takamıyorum artık … Geleni … Gideni … Üzüleni … Kendini savunmak isteyeni … Yanlış anlaşılanı …
Ah… ah… Tek derdim ömürlük ”…” larım ve kafiyeli cümlelerim. Yani klişelerim. Anlatmak isteyipte söylemek istemediklerim.
Yırtılan kıçımada dikiş attım… Pekte umursamıyorum artık kuyruk acımı.
Taaa ki anestezi etkisini kaybedene kadar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder